5 Ocak 2010 Salı

Yüzyılın İcadı: Çamaşır Makinesi!

Yalnızlık... hızla alçalan bulutlar!

Yalnızların en büyük sorunu bu, dedirtecek kadar büyük bir şey keşfettim: Ev işleri!

Mercimeğin suyunu çekmeyişi akabininde tencerede hiç hatırşinas olmayan, hiç de aşina gözükmeyen mercimek tartı denebilecek eşyânın çelik yansımalarla çoğalan görüntüsü!

İnsanın iştahını bırakın bir daha hava, su dışında bir şey tüketmeyesi geliyor.

Yahut banyoda, şurada, burada içinde çamaşırla dolu sepetin hiç duymadığımız kokusu! Çorbayı klozet yoluyla evimden attığımda kurduğum özdeşlik ise bende artık ne et ne ot ne de oburluk bırakmış bir haldeydim. Burada evim dediğim şeyi de 20 metrekare var ya da yok bir göz odadan ibaret olduğunu belirteyim.

Her şey çamaşır makinesinin icadıyla başladı! Fakat benim için, her şey alamanyaya gelip bir kere Türkiye dönüşü, bir kere Almanya'daki akrabaları ziyarette, afiyette olsunlar, bu çamaşır yıkanması işini atlattıktan sonra artık elzem-ül vukû duhuliyetiyle çamaşırın -bu esnada ufak tefek elde yıkanabilecekleri bahis mevzuu etmiyorum- bütün yüküyle benim salahiyetim altına girmiş olmasıyla başladı.

Mutluluğu, evet! Münih'in baba ocağının tüttüğü, tüte tüte hava kirliliğinin alıp yürüdüğü bir İstanbul şehrine nazaran taze havası da etkileyiciydi. Ne vakit yüzüne temas etse, elmacık kemiklerinden başlayıp bir sur'et gibi önüne bitiverdiğini hissettiğin soğukluğu bir yana burun deliklerini ve genzini bir cigara gibi fakat bu kez tazelikle yakan bir havası var Münih'in. Münih'in başka türlü bir 'hava'sı da var. Şüphesiz!

Mutluluğu ben çamaşır makinesinin rahminden tekrar ellerime doğurduğu, dünyaya getirdiği deterjan kokulu üst başta buldum arkadaşlar. Evet, bu kokuyu teneffüs etmekliğimle beraber duyduğum haz tarif-i na kabildir. Hayatımın değiştiği an bu andır.

Vatikan hakikati paylaşmış! -ne vurucu ironi taşıyan bir cümledir o!- ve fakat eksik (!) yalnızca kadınlar için değil tüm insanlık için bu böyledir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder