31 Temmuz 2009 Cuma

kalenin bedenleri koyverin gidenleri

Şinanay yavrum şina nina nay... bu türkümüzdeki şinanayın kökenini hep merak etmiştirimdir. Edebiyatçımız manilerdeki doldurma gibi anlamsız bişey dediğinde tatmin olmamış ve fakat edebiyatçının sözü daha ileriye götürmek istediğini; bi sikim değil lan o amk hırrik bi laf demek istediğini en Ahmet Çakar benliğimle anlayıp konuyu kapatmıştım sene: henüz-uzmanlara-danışmayı-bırakmadığım-bir-yıl.

O maniler değil mi ki en adam akıllı eşhasın en fazla duş düşleri kurduracak bir malzeme için kendini uğruna yaktığı? gidip de rengarenk sayfalı defterler aldığı, sınıftaki kestiği kız için sırf elin kalem tutmasını bilmeyen amelesine yazdırdığı? Evet evet... ortaokul hatıra defterleri... hatır gönül için ağzının kenarıyla; lan anlasa da sittrolup gitse; dediğin fakat anlayabilecek düzeyde olsa zaten gitmesini istemeyeceğin elemanların piç ettiği kokusu zamanla uçan güzel defterler her yazının sonunda lakayıt, götoş bir dörtlük mani olurdu.*

Bu muydu lan? Türkülerimizin içine işlemiş şinanay bu muydu?

Hayır ve lakin... bunun için iki hadis-i şerifi kaynak göstererek bağlamak istiyorum. 1. bilgi çinde de olsa gidin alın 2. japonyada da olsa gidin alın. 2.si kolpa gelmesin o vurgu içeriyor. Velhasıl, anime severler bilir, Death Note desu noto diye caponların telaffuz ettiği bir anime vardır ki beni bu hususta aydınlatan yapım olur.

Şinanay japonların öldürmek-ölüm anlamına gelen kelimesidir ey cahil-i cühela!

Ya hepimizin ortaokulda japon lakabı taktığımız arkadaşlar? kim bilir Charles Darwin'e ne küfürler ediyorlardır tabii... seleksiyon namına

*Sınıfın taş bebeği erkek hocalar tarafından da pek çok defa güzel yazdığı konusunda şımartılmıştır. Tahtaya sürekli kaldırılmıştır. Oysa gerçeği erkekler bilir. Kimisi o kızın saflığını kimisi malını sever. Ve o kız hatıra defterine güzel yazdığına inanarak ve kasarak iki saate bir şey yazar. O yazanın iki satırı geçmediği gözlerden kaçmaz. Felaketim olur ağlarım.

26 Temmuz 2009 Pazar

dere akıyor dere/o da nafile yere

Başka bir varoluş şekli artık. Önüne gelen hiçbir şeyin seni şaşırtmaması hali. Eşyanın tabiatına ermek diyorum ben buna. Bin-yaşarım-bana-yılan-dokunmaz şekl-i şemali. Canımı sıkan şeyler yok değil yine de.

Misal, iş dünyasının o pek çok terleyen ve bir o kadar da hırslı insancıkları. Yüzlerinde altına yattıkları stresin tikleri çarpık çurpuk oynuyor. Mantar formlarında yaşıyor bu delikanlılar. Ve inanın dostlar, herkes her şeyi biliyor. Akıl sormadan akıl veren selam verdin mi götündeki motor su kaynatmak bilmeyen -bu sıcakta bi de- bir sürü mal dolu iş dünyası.

Hani o aqduğum kolalı beyaz gömlekli, espirili, dünya görüşü olan, eğlenceyi ve ciddiyeti umumiyetle koruyan iş arkadaşları? Nerdesiniz ulan? Buraya ait olmamam gerekirdi. Ben ağzımı bozmak istemezdim, en çetrefil küfürleri telaffuz eder oldum. Kallavi küfürler ettim hiçbir akrabanın hatrını bırakmadan.

Şimdi kıskandım koçiyi... lan elde var malzeme yazamıyorum kafamı bozuyor iş güç.

20 Temmuz 2009 Pazartesi

ben belma sebil'i bulurum.

yanımda bir adam düşüyor. kan revan dostlar sarı naylon bir polis şeridi. sapsarı iltahaplı bir kalabalık birikiyor. sıkıp patlatmak istiyorum kim bilir belki rahatlarım. 20 temmuz iki bin dokuz. bir almanı bir domuz 1 milyona doğruyor. gözümün önünde kamelya... iltahaplı ağrıyan bir başım.

kederlere gark oluyorum. 20 temmuz iki bin dokuz...

nasıl desem bilmem ki tarlabaşı istiklal neden böyle popüler bir yer. pislik bir yer esasen. o genç dört başı mağrur liseli kahkalarımızın dolaştığı taksim işte böyle bir yer.

bu olayların dehşeti, lan bi gün de benim başıma gelecek, fikriyatı mı? Ölmek kimi zaman rezilce korkuludur, demiş şair.

19 Temmuz 2009 Pazar

aynı ben

Kimsiniz lan nerelerde takılıyorsunuz? Ne vakit eski bir arkadaşım görse, ne vakit bir arkadaş eskitsem ilk muhabbeti; "...da bi arkadaş var aynı sen var ya, süper bi çocuk" (:p) oluyor. Aynı Ben olan vatandaşlara ait rivayetler duymak başta heyecan verici geliyor olabilir, tam hatırlamıyorum eski duygularımı. Kızgınlıklarım, etrafı ateşe vermişliklerim, 3 gün 3 gece susmuşluklarım, ağladığım, isterik kahkahalar attığım da olmuştur.

Sinirlerim bozulmuş besbelli... Ben de arıyorum "aynı ben".

ayrıca gereksiz bir muhabbet "aynı sen :)" muhabbeti. Acaba herkes hayatındaki herkesin yerini başkasıyla mı doldurmaya çalışıyor; yoksa benim eskilerim benim yerimi çarçabuk doldurabiliyor mu? Yeni tanıştığım insanların bile etrafında "aynı ben"ler duyuyorum. Blogda yazıyorum... beni de size benzetiyorlarsa 2009 Ekim'inden önce irtibata geçelim.

Bu bizim berhava olmuşluğumuz...

Bu özet kullanılabilir değil. Yayını görüntülemek için lütfen burayı tıklayın.

13 Temmuz 2009 Pazartesi

Bodrum bodrum

Bu kez mesai bitiminde soğuk biram ve ben Sabiha Gökçen'in barında oturuyorduk. Karşımda uzun bacaklı bar taburesine hakeza oturmuş patronum duruyordu. Tanrının torpil geçtiği bir insandı kendisi. Havalimanında bir 50lik kaç paraymış lan!

uçakta bir sandviç? nerede o doğu karadeniz seferlerinde otobüsü samsundan sonra basan ekmek arası köfte esansı. nerde o karalahana pişirilen otobüs seferleri. Yaz koçum; ekonominin başına bu doğu karadeniz'den bilet alan bi annemizi getirilmesine..krizlerin bahusus-u teğet atlatılmasına karar verilmiştir. bre hey! hey!

Fakat İzmir Air uçağıyla bir Pegasus seferinde dizlerim öndeki yolcunun böbreklerine batar vaziyette giderken bu imkanlardan mahrumdum.

Serpilotumuz Derya Günaçan müthiş keyifli bi insan izlenimi uyandırdı. İlk uçak seferimde bu aykırı pilotu ve yalnızca onun seferlerinde olduğu şekliyle tam vaktiyle kalkabilen nadide uçağı isabet ettirmiş olmam... en basitinden ballı olduğuma işaret eder.

Gugıl örthten aşinalığım olduğu üzre 1 km yükseklikten istanbulu gözlemek güzeldi.

Yolculukla ilgili bu kadar kısım kesim yeter.

Bodrum nasıl bir memleket? Çirkin kız yoktur lafını Bodrumlu aşık İdrissos söylemiş olsa gerektir. Mütevazi konutlarının yanısıra aşmış barları da bünyesine katmış bu beldemiz mökemmel. burdan bütün bodrumlulara ve bodruma gidenlere sevgilerimi sunuyorum.

Sahteniz bre solarium bronzları... bronzlaşmak dedin mi alnının teriyle şezlongta bronzlaşacaksın!


5 Temmuz 2009 Pazar

Haftasonu dediğin..

Dün Nayah diye bir mekandaydım. Koçarim saolsun o götürdü bizi. Reggea çalıyordu sahnede örgülü uzun saçlarıyla nigga bi kardeşimiz bım çık bım çık sabit ritmine sözler uyduruyordu. Sahneyi raga dansıyla dolduruyordu. Şimdi düşünüyordum da dövmesi var mıydı? Dövmesi olsa da görünür müydü? Bunlar gecenin karanlık noktaları... Büyüleyici ritmler eşliğinde hayata dönüşümü yudumladım. mesaiyle geçen haftayı yaz gecesinde soğuk birayla silmek *rocks*. Winston Lighttır koçaridir candır.

Saatler öncesinde latin dersindeydim. Salsa Rumba Çaça Baçata filandı derken bütün basicleri kaptığım gibi dansa başladım. Koçari yine sağolsun c.tesiye damgasını vurdu. Çiçeği burnunda bir latinci olarak ilk profesyonel latin gecemi kaçırdım. Ve fekat beni bekleyen şeyler için sabredebilirim. İsteklilere keyfime göre uygun kampanyalar ayarlayabilirim latin dersleri için.

Gel gelelim pazara... Pazar günü bana Prenses Karamela eşlik etti Büyük Ada'ya gittik. Kızgın güneşin altında o adanın yokuşlarının dikliğini test ettik. Alnımda bir fıskiyeyle dolaştım bütün gün. En sonunda bisiklet kiraladık. Koçari bilir, bisiklet konusundaki tecrübemi. Bugün bunu epey bir ileriye götürdüm. Burdan düşünenlere uyarım, Büyük Ada'da o kadar faytonun olduğu yerde bisiklet kullanmak pek de eğlenceli değil. Muhtemelen rüyama girecek. Bisikletle yaz günü gezmenin zorluğu kaşınmak. Yanağımı omzumla kaşırken direksiyonu faytonun önüne kırdım. Direksiyonu hafifçe ters yana çevirerek nefesimi tuttum. 9 aylık oynayıp anneyi pandikleyen çocuğa baktım bi an... arada bir at nefesi nal tıkırtısı tıpırrss şeklinde at kişnemesi sesleri rüyama uğruyordu. Kızlarla ebelemeç oynayan ilkokul çocuğuna baktım. At başını yanlayıp beni dikizliyordu. Hatun kişileri orda burda ebeleyen ortaokul çocuğu da oradaydı ki... Hayatımın ileride paylaşacağım pek çok anını tekrar yaşadıktan sonra "napıyon lan manyağğh" diyen faytoncunun sesiyle bugüne döndüm. Time traveller...

Bokunu çıkarttım bu anın... tasvir uzadı filan. Üslubu ciddileştirirsek.

Yeniden yaşamaya başladım. İlk motto:

Dünyanı önce sen yarat.

O değil de... İyi miyiz? Cheers

Yolcu

Tesadüfi mısraların şairiyim
fallarıma bakmıyor çingeneler
Kırmızı bir alsancak iskelesindeyim
hava bozuyor...

Gecenin koynundaki vapur benim
İlk uçakla gitmek istedim kaç sefer
Gizemli bir vuslatın arefesindeyim
yollar uzuyor...

3 Temmuz 2009 Cuma

cuma mübarek gün

Haftanın sonunun gelmesinin gazıyla memur gazını aldım saat 1.52yi gösteriyor ben saate bakıyorum. İkinci öğretim adamın bu saatlerde uykusunun gelmesi gurur meselesidir.-muhtemelen bütün dünya televizyonlarında ve perdelerinde de hiç oynamamış- TVde ilk kez gösterilen korkunç düblajlı korku filmlerinin suları... 4-6 a.m. saatleri i.ö.ye tahsis edilmiştir.

velhasıl bu saatte uyanık kalabilmemi sağlayan şeye gelirsek. bodrumdaydım 2 sene sonra denize girdim. ilhan mansız da futbola geri dönüyormuş fakat 1860 münichte yani 2.ligde hazırlanıyor. bense denizlerin şahı akdenize antrenmansız çıkmıştım.

üzerinize afiyet çatanak diye güneşi yedim. derim kırmızıdan mora sonra kahverengiye döndü. neyleyim dostlar haftasonu için gitmiştim. emperyal otelinde 2 gün kaldım fazlasına param yetmiyordu. gözlerin gözlerimden gitmiyordu.

şimdi tam 1 hafta sonra derimi soyup soyup karşılaştırıyorum. yıllar öncesinin rekoru erikli yanığı yadigarı 10 cm e 6cm ebatlarındaki soyuk çerçeveli asılı odamda. şirkette de bütün gün elimi tişört yakamdan içeri atıp ucu kalkık derileri jırrt diye soydum durdum. çalışma arkadaşlarım uyuz oldular uyuz olduğumu düşündüler.

ilhan mansız'ın futbola dönmesi flaş haberdir ha! öyle arada atlamayalım. yüzündeki gülümseme gökhan özen'inkiyle özdeş.. orantısız ve sabit bi gülümseme yavşak bi surat ifadesi. EMO tarzına yakın bi saç stili. O sevdiğim bi KARA KARTAL'dı. En azından Gökhan Özen'in bile ``bize aşk lazım´´ şarkısını dilimden düşürememişliğim olmuştu.

bence yeterli.

bi daaki yazı bodrum yolculuğu (aydın otoyolu sürat 250km/h with Shark, MT)

2 Temmuz 2009 Perşembe

yeniden başlamak

akşam olmasın bozuluyorum diyor şair,
bana da sabahlar dokunuyor. sabah çayının demi pas gibi dilimi bozuyor. ustura gibi kesiyor mahmuriyetimi, mahremiyetimi vesaire...

fotoğraflarda yitik yüzler görmekten yoruldum.