5 gün sonra yolcuyum.
hiçbir sevişmek değil yaşamışlığım, şüphesiz sen benim için çok şeysin prenses karamela.
ve fakat bir şehirde 1 bilemedin 2 dosttan başka bir şey bırakmıyorsan gurbetlik olur mu? derken uçak biletini birlikte aldığım arkadaş götlük yapma temayülünde.
iki gün peş peşe insanları herhalde marsın konumu etkiledi, insanların ters ilişki istekleri kuvvetlendi.
millette bir yurtdışı hayali var ki sokaklarda insanların deli gibi seviştiği, göz göze gelince herkesin veriştiği bir ortam. almanya diyince erkek arkadaşlarda bi yamyam bakışları. hayalgüçleri bu kış onları yalnız bırakmayacak.
24 Eylül 2009 Perşembe
19 Eylül 2009 Cumartesi
yeter! yıldırım demirören yeter!
90 dakika geçmek bilmedi.
Eğer ki Erdoğan Demirören'in zamanında prezervatif satılsaydı ve bunu zat-ı muhteremleri kullansaydı; emin olun Beşiktaş dünya devi olabilirdi!
Bu iddia beyhude değil.
Maça geçersek, Denizli yine farklı bir kadroyla çıktı sahaya. 4-4-2'ye benzer bir dizilim vardı belki ama kanatları neredeyse hiç kullanmadı Beşiktaş. İlk yarıda Tello biraz sol kanattan geldi. Geçen yıldan beri Denizli'nin duşundan taşan fantezileri eseri oynadığı kanatla kullandığı ayak ters olan futbolcuların verimsizliğini seyrettiriyor bize. Bugün de forma giydiği her maçın en çalışkan oyuncusu olarak göze çarpan Ekrem Dağ sol bekte sıfır katkıyla oynadı.
Tabata zaman zaman defanstan top aldı fakat Ernst, Serdar, Tello, Tabata sahaya iyi yayılamadıklarından ve Nobre'nin 2 milyon dolar değerinde beceriksizliğinden ötürü topu Kayseri yarısahasında dolaştıramadı, organize olamadı siyah-beyazlı ekip.
Serdar anadolu takımları karşısına gelince hiç ayakta duramıyor, hakemlerin kolay düdüklerini bekliyor. Fakat apaçık ortada ki Serdar çok çok çok güç antrenmanı yapmalı. Top tekniği hiç değilse o zaman bir işe yarayabilir. Rivayet edilen çabukluğu falan bugüne kadar hiç iş görmedi.
Bobo müthiş bir vücut dengesine sahip. Bugün rakip kaleye atılan şutların büyük çoğunluğu Brezilyalının ayağından çıktı. Gayretli ve güçlüydü fakat iyi beslenemedi; yanında daha yetenekli ve defansı bozan bir Holosko'yla gol yollarında daha tehlikeli olabilirlerdi. Takımın değişmez oyuncuları Sivok ve Ferrari çok iyi maç çıkardılar, Ernst de iyi bir performans sergiledi. İbrahim Kaş da değişmez isimlerden sayılabilir artık, bu derece değişken bir kadro yapısı içinde. O ise golde ağır kaldı, çevik ve çabuk özellikli bir stoper olmasına karşın ilk müdehalede gecikti ve bence ayakta kalarak şutu bozması daha mantıklı olurdu. Makakula da pozisyonda topu güzel düzeltti ve sağlam durdu; düzgün bir şutla ağları buldu.
Kayserispor'da, Kangele hücum anlamında takımı sırtladı, topla çok etkili oldu. Kayseri'de de tandem oyuncuları ve orta alan başarılı bir maç çıkardı. Kayseri zaten savunma yapmayı, iyi pozisyon almayı bilen bir ekip, bu yüzden de özellikle düşük tempoyla pas dağıtan rakibine şans tanımadı.
Beşiktaş cephesinde ilk iki değişiklik oyuna katkı sağladı. Nihat hareketliydi ve oyun zekasıyla topu iyi yönlendirdi ve rakip kalede tehlike oluşturdu. Fink özellikle Kayseri'nin tamamen kapandığı anlarda ikinci topları güzel topladı. Yusuf ise Beşiktaş'a daha birşey veremeyeceğini göstermeye çabalıyor gibi.
Eğer ki Erdoğan Demirören'in zamanında prezervatif satılsaydı ve bunu zat-ı muhteremleri kullansaydı; emin olun Beşiktaş dünya devi olabilirdi!
Bu iddia beyhude değil.
Maça geçersek, Denizli yine farklı bir kadroyla çıktı sahaya. 4-4-2'ye benzer bir dizilim vardı belki ama kanatları neredeyse hiç kullanmadı Beşiktaş. İlk yarıda Tello biraz sol kanattan geldi. Geçen yıldan beri Denizli'nin duşundan taşan fantezileri eseri oynadığı kanatla kullandığı ayak ters olan futbolcuların verimsizliğini seyrettiriyor bize. Bugün de forma giydiği her maçın en çalışkan oyuncusu olarak göze çarpan Ekrem Dağ sol bekte sıfır katkıyla oynadı.
Tabata zaman zaman defanstan top aldı fakat Ernst, Serdar, Tello, Tabata sahaya iyi yayılamadıklarından ve Nobre'nin 2 milyon dolar değerinde beceriksizliğinden ötürü topu Kayseri yarısahasında dolaştıramadı, organize olamadı siyah-beyazlı ekip.
Serdar anadolu takımları karşısına gelince hiç ayakta duramıyor, hakemlerin kolay düdüklerini bekliyor. Fakat apaçık ortada ki Serdar çok çok çok güç antrenmanı yapmalı. Top tekniği hiç değilse o zaman bir işe yarayabilir. Rivayet edilen çabukluğu falan bugüne kadar hiç iş görmedi.
Bobo müthiş bir vücut dengesine sahip. Bugün rakip kaleye atılan şutların büyük çoğunluğu Brezilyalının ayağından çıktı. Gayretli ve güçlüydü fakat iyi beslenemedi; yanında daha yetenekli ve defansı bozan bir Holosko'yla gol yollarında daha tehlikeli olabilirlerdi. Takımın değişmez oyuncuları Sivok ve Ferrari çok iyi maç çıkardılar, Ernst de iyi bir performans sergiledi. İbrahim Kaş da değişmez isimlerden sayılabilir artık, bu derece değişken bir kadro yapısı içinde. O ise golde ağır kaldı, çevik ve çabuk özellikli bir stoper olmasına karşın ilk müdehalede gecikti ve bence ayakta kalarak şutu bozması daha mantıklı olurdu. Makakula da pozisyonda topu güzel düzeltti ve sağlam durdu; düzgün bir şutla ağları buldu.
Kayserispor'da, Kangele hücum anlamında takımı sırtladı, topla çok etkili oldu. Kayseri'de de tandem oyuncuları ve orta alan başarılı bir maç çıkardı. Kayseri zaten savunma yapmayı, iyi pozisyon almayı bilen bir ekip, bu yüzden de özellikle düşük tempoyla pas dağıtan rakibine şans tanımadı.
Beşiktaş cephesinde ilk iki değişiklik oyuna katkı sağladı. Nihat hareketliydi ve oyun zekasıyla topu iyi yönlendirdi ve rakip kalede tehlike oluşturdu. Fink özellikle Kayseri'nin tamamen kapandığı anlarda ikinci topları güzel topladı. Yusuf ise Beşiktaş'a daha birşey veremeyeceğini göstermeye çabalıyor gibi.
18 Eylül 2009 Cuma
duygu patlaması
fuat akdağ her kelimeden sonra bir gırtlak nefes yutkunuyor... allahım fuat akdağ neden her kelimede şişmanca yutkunuyor!
evet şişmanlar sempatik olabilir ve insanları yadırgamamak gerekir. fakat hayatın bi de gerçekleri var. katman katman terlemiş etlerini bir yaz günü camın önünde serinleten bir şişman bütün otobüsü esir alabilir. ve almıştır da işin kötüsü.
onlara zaman zaman kızarım. ırkçı kadar kızarım, kafamı, bütün, kazıtacak kadar! şimendifer götlü teyzelerimize kızarım, götüyle dağları devirse birimiz şaşırabilir mi? ahmedi necad neyse bu şimendifer götlü teyzelerimiz de o raddede bir tehdittir.
batılılara içlerindeki tehdit unsurlarını göstermek gerekir. onların bu dalyan göd-göbekli bireyleri daha şımarık daha bireyci takılırlar. oysa birey götü itibariyle birey sınırlarını aşmışsa bireyci olmamalıdır. demokrasinin temel tanımı, o yapmacık, o sulu sepken tanımının dediği: başkasının özgürlüklerini kısıtlamadıkça özgürsün, düsturuna aykırı.
bu yazıyı yalnızca şişman kardeşlerimize adamadım.
sergen yalçın'ı dinleyin. bayanları da tv başına davet ediyorum. futboldan erkekler anlar olayının eski ve efsanevi bir futbolcuda fosladığını görsünler. izlesinler gülsünler. ekranların ikinci bir ahmet çakar'ı olacaktır sergen yalçın ve sinan engin çoktan kariyerini bu alanda ilerletmiştir. Fenerbahçe ve Galatasaray'lı eski futbolcular nasıl efendi, karizmatik koç ve yorumcular oluyorsa, BJK'liler de o şekil hokkabaz, şaklaban oluyorlar.
evet şişmanlar sempatik olabilir ve insanları yadırgamamak gerekir. fakat hayatın bi de gerçekleri var. katman katman terlemiş etlerini bir yaz günü camın önünde serinleten bir şişman bütün otobüsü esir alabilir. ve almıştır da işin kötüsü.
onlara zaman zaman kızarım. ırkçı kadar kızarım, kafamı, bütün, kazıtacak kadar! şimendifer götlü teyzelerimize kızarım, götüyle dağları devirse birimiz şaşırabilir mi? ahmedi necad neyse bu şimendifer götlü teyzelerimiz de o raddede bir tehdittir.
batılılara içlerindeki tehdit unsurlarını göstermek gerekir. onların bu dalyan göd-göbekli bireyleri daha şımarık daha bireyci takılırlar. oysa birey götü itibariyle birey sınırlarını aşmışsa bireyci olmamalıdır. demokrasinin temel tanımı, o yapmacık, o sulu sepken tanımının dediği: başkasının özgürlüklerini kısıtlamadıkça özgürsün, düsturuna aykırı.
bu yazıyı yalnızca şişman kardeşlerimize adamadım.
sergen yalçın'ı dinleyin. bayanları da tv başına davet ediyorum. futboldan erkekler anlar olayının eski ve efsanevi bir futbolcuda fosladığını görsünler. izlesinler gülsünler. ekranların ikinci bir ahmet çakar'ı olacaktır sergen yalçın ve sinan engin çoktan kariyerini bu alanda ilerletmiştir. Fenerbahçe ve Galatasaray'lı eski futbolcular nasıl efendi, karizmatik koç ve yorumcular oluyorsa, BJK'liler de o şekil hokkabaz, şaklaban oluyorlar.
15 Eylül 2009 Salı
Erasmus Hikayesi-2
Böyle Erasmus Aday öğrenci bilgi formu şeysi var, bu kadar gereksiz bir belge görmedim. Gitmek istediğin ülkeler filan soruluyor ben de sanıyorum ki manav kasasından sebze beğeniyorum. İş öyle değil. Neyse orada doldurdum dilediğim gibi. hayaller cavcaklı. O formu yine uhu ve makası memur ofisinden tedarik etmek suretiyle okulun E blok yerin dibi laboratuarının oraya teslim ettim. Zannımca otomasyon muydu? hatırlamıyorum.
Nisan filandı bölüm erasmus koordinatörü Prof. Dr. Şeref Naci erasmusçularının Phoenix laboratuarında toplaşacağını duyurdu. (B blokta olur. O laboratuara da bu vesileyle girdim.) Haberini 1-3 gün önceden aldık, listedeki okulları araştırmaya koyuldum. Hangisi daha cavcaklı diye baktım, neye göre seçicem böyle rast gele bi olayı. Listede taş gibi okullar olarak, Bologna vardı, bir de TU München vardı. Baktım Bologna'daki lisans programı bi acayip, gidersin ders saydıramazsın filanı falanı var. TU München de hem tekniğin Allah'ı (C.C.) hem müfredat daha benzer.
Almanya baştaki İsveç fantazileri kadar parlak olmasa da sıralamadaki iyi derecem de götümü kaldırmış olabilir. Sonuçta hayaller gerçeklerin acı olduğu anlar içindir, gerçeklikte başarı ve tatmin varsa fantaziye gerek yoktur.
TUM'u öyle seçtik. Mayıs sonunda okula başvuru belgelerini yollamak gerekiyordu. Bir application form, bir Learning Agreement (alınacak dersleri filan seçip listelediğin form ama prosedür dışında anlamı pek yok sanırım), TUM'unonline başvuru formu, almanca CV ve niyet mektubundan mürekkep bir dosya hazırlanıp MNG kargoya TUM'a gidecek olan 4 kişiyle 60 ytl'ye yolladık. 3 güne ulaştı.
hala stresli bir Erasmus hazırlık sürecindeyim. şimdilik bu kadar. Almanya ve İtalya'daki okullar kendi dillerinde eğitim veriyorlar bunu belirteyim.
Nisan filandı bölüm erasmus koordinatörü Prof. Dr. Şeref Naci erasmusçularının Phoenix laboratuarında toplaşacağını duyurdu. (B blokta olur. O laboratuara da bu vesileyle girdim.) Haberini 1-3 gün önceden aldık, listedeki okulları araştırmaya koyuldum. Hangisi daha cavcaklı diye baktım, neye göre seçicem böyle rast gele bi olayı. Listede taş gibi okullar olarak, Bologna vardı, bir de TU München vardı. Baktım Bologna'daki lisans programı bi acayip, gidersin ders saydıramazsın filanı falanı var. TU München de hem tekniğin Allah'ı (C.C.) hem müfredat daha benzer.
Almanya baştaki İsveç fantazileri kadar parlak olmasa da sıralamadaki iyi derecem de götümü kaldırmış olabilir. Sonuçta hayaller gerçeklerin acı olduğu anlar içindir, gerçeklikte başarı ve tatmin varsa fantaziye gerek yoktur.
TUM'u öyle seçtik. Mayıs sonunda okula başvuru belgelerini yollamak gerekiyordu. Bir application form, bir Learning Agreement (alınacak dersleri filan seçip listelediğin form ama prosedür dışında anlamı pek yok sanırım), TUM'unonline başvuru formu, almanca CV ve niyet mektubundan mürekkep bir dosya hazırlanıp MNG kargoya TUM'a gidecek olan 4 kişiyle 60 ytl'ye yolladık. 3 güne ulaştı.
hala stresli bir Erasmus hazırlık sürecindeyim. şimdilik bu kadar. Almanya ve İtalya'daki okullar kendi dillerinde eğitim veriyorlar bunu belirteyim.
13 Eylül 2009 Pazar
münihten
sen yoksun
deniz yok
yıldızlar arkadaşım
ya bu gece harika bir şeyler olsun
yahut bir bomba gibi
infilak edecek başım
ağzımda eski mısralar uzanıp kalmışım
istanbul minareler odamda gibi
gökyüzü temiz ve parlak
işte kolkola girmiş en mesut günlerimiz
muhalif bir rüzgar karşı sahilden
fosforlu ışıklarıyla gökyüzü bir deniz
havada kanat sesleri
ve çılgın kokular
deniz yok
yıldızlar uzaklaşıyor
ben yine yalnız kalıyorum
istanbul minareler kaybolmuş
sen yoksun
gelecekten bildiriyorum.
deniz yok
yıldızlar arkadaşım
ya bu gece harika bir şeyler olsun
yahut bir bomba gibi
infilak edecek başım
ağzımda eski mısralar uzanıp kalmışım
istanbul minareler odamda gibi
gökyüzü temiz ve parlak
işte kolkola girmiş en mesut günlerimiz
muhalif bir rüzgar karşı sahilden
fosforlu ışıklarıyla gökyüzü bir deniz
havada kanat sesleri
ve çılgın kokular
deniz yok
yıldızlar uzaklaşıyor
ben yine yalnız kalıyorum
istanbul minareler kaybolmuş
sen yoksun
gelecekten bildiriyorum.
8 Eylül 2009 Salı
Erasmus Hikayesi-1
Erasmus olayını birden içimde hissettim. 20 yıllık istanbul yaşantısı, üstelik yazlı kışlı geçen son 2 sene artık beni şehirden, beyoğlundan, galatadan, mecidiyeköyden, leventten, bakırköyden, sultanahmetten bıktırmıştı. dört bir yanda tüketilen icraatlar, kofti arkadaşlıklar vesair vardı.
Herkeste bir can sıkıntısı vardı, bende bir can sıkıntısı vardı.
Değişikliğe dair fikirlerim de mevcuttu. Öyle uzun uzadıya düşününce olur veremeyeceğim türden bir değişiklik. (götümün yemeyeceği) Sonra sonbaharda sınavına girdim. Zihnimi, nasıl olsa olmaz lan, diye uyuturken, bedenimi alt benliğimin arzularına koşturuyordum. Kendi kendimi aldatıyordum. İngilizce sınavı ileri ingilizce1-2 muafiyetlerinden bir seviye daha zordu. Sınavdan çıktığımda iyi bir şey yaptığımdan emindi, zihnim de öyleydi. Fakat önümde uzun bir süreç var dedim, yine uyuştum. Herkes de, iyi geçti lan, diyordu. Sonuçlar tee martta açıklandı. Unutmam için yeterli bir süre... Martta ilk belge koşuşturmaları da başladı. Şimdi üzerinden çok geçti fakat, başlangıç hiçbir şey. O zaman bilmiyordum.
Erasmus alt-benliğimin kurduğu bir tuzaktı. Ben şimdi bu yüzden, her şey birdenbire gelişiverdi demek durumundayım.
Herşey sürpriz oldu.
Ey Erasmus'u düşleyen arkadaş!
Bil ki bu eğlence, turist, interracial fantaziler vaad eden hayal için uzun ve meşakkatli bir yol seni bekliyor. Güzel insanlar, gözünde canlanan Avrupai rahatlık kaliteli yaşam yolunda önüne pek çok bürokrat, bir yığın memur, senin hayallerinden çok çok uzak bir sürü insanla muhattap oluyorsun.
Devlet dairelerimizde çalışan memurların adı çıkmış, bana çok kolaylık sağladılar...
devamı sonra.
Herkeste bir can sıkıntısı vardı, bende bir can sıkıntısı vardı.
Değişikliğe dair fikirlerim de mevcuttu. Öyle uzun uzadıya düşününce olur veremeyeceğim türden bir değişiklik. (götümün yemeyeceği) Sonra sonbaharda sınavına girdim. Zihnimi, nasıl olsa olmaz lan, diye uyuturken, bedenimi alt benliğimin arzularına koşturuyordum. Kendi kendimi aldatıyordum. İngilizce sınavı ileri ingilizce1-2 muafiyetlerinden bir seviye daha zordu. Sınavdan çıktığımda iyi bir şey yaptığımdan emindi, zihnim de öyleydi. Fakat önümde uzun bir süreç var dedim, yine uyuştum. Herkes de, iyi geçti lan, diyordu. Sonuçlar tee martta açıklandı. Unutmam için yeterli bir süre... Martta ilk belge koşuşturmaları da başladı. Şimdi üzerinden çok geçti fakat, başlangıç hiçbir şey. O zaman bilmiyordum.
Erasmus alt-benliğimin kurduğu bir tuzaktı. Ben şimdi bu yüzden, her şey birdenbire gelişiverdi demek durumundayım.
Herşey sürpriz oldu.
Ey Erasmus'u düşleyen arkadaş!
Bil ki bu eğlence, turist, interracial fantaziler vaad eden hayal için uzun ve meşakkatli bir yol seni bekliyor. Güzel insanlar, gözünde canlanan Avrupai rahatlık kaliteli yaşam yolunda önüne pek çok bürokrat, bir yığın memur, senin hayallerinden çok çok uzak bir sürü insanla muhattap oluyorsun.
Devlet dairelerimizde çalışan memurların adı çıkmış, bana çok kolaylık sağladılar...
devamı sonra.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)