Bir düşünceyi değerlendirirken olabildiğince sosyal bilimci gibi çalışmakta fayda var. Yani, o düşüncenin dönemsel olarak hak ettiği sıfat, çevresel etkenlere ilişkin gelişimi ve dönüşümü. Kemalizm bir 1930lu yıllarda kadrocular tarafından oluşturulmaya çalışılmış bir ideoloji. Bu iş derginin kapatılmasıyla yarıda bırakılmış. Dönemin anti-emperyalist, leninist marksizm ideoloji merkezlerinden etkilenmiş ve özellikle Attila İlhan'ın belirttiği Galiyef'le paralellikler kurmuştur.
Nedir yani? Batılı medeniyetlerin kendisi gibi olmayanlar için öngördüğü iki strateji vardı. Biri kölecilik veya müstemleke memleketlerde yerel halkı ilkel canlılar olarak görüp insan vasfının ancak belli bir oranını bahşetmesi. İkincisi farklı uygarlıkları geri kalmış ve ancak kendisine benzediği ölçüde imtiyazlı sömürge olarak gördüğü yol. Bunun karşısında doğu medeniyetleri, Rusya önderliğinde bir başkaldırı başlatmıştır. Bolşeviklerin tüm dünyada devrim tezleri, Avrupa'nın beyaz sosyalistleriyle de ayrışmaya gidince tek ülkede sosyalizme dönüşmüştür. Bu süreçte Rusya'daki altyapısal dönüşümün iyi irdelenmesi gerekiyor. Halkı büyük ölçüde arkasına alarak hareketlenen devrim, devamında bolşevik dönüşümleri uygularken blanquist yöntemlere başvuruyor. Nedir? Yarı feodal Rus toplumunu kolektivizm politikasıyla proleterleştirmek, bilinçlendirmek, kalkındırmak. Bu esnada Galiyef kişisi de devrimin ilk saflarındayken, zamanla bolşevik iktidarın bir komite tahakkümüne dönüşme eğilimlerine karşı çıkıp millici sosyalizmi savunmuştur. Ona göre ezilen islam dünyasıdır ve devrim sonrası başlarındaki kapitallerin yerini yalnızca Rus patronlar devralmıştır. Tek ülkede sosyalizm politikasının tasfiyeci, totaliter, pan-rusist eğilimleri göz önüne alındığında bu da doğru.
Gelelim Mustafa Kemal' e. Mustafa Kemal de Türk toplumunu dönüştürmeyi, modern bir ulus-devlet çatısı altında kendi burjuva devrimini gerçekleştirmeyi düşünmüş bir liderdir. Zaten Fransız devrimcilerinden etkilendiğini hepimiz biliyoruz. Ordunun feodal bir imparatorluk olan Osmanlı'da yüzyıllarca önemli bir siyasal aktör olması kaçınılmaz ve doğrudur. 20. yüzyılın başlarına gelindiğinde ve son yüzyıllarda da en güncel, modernleştirilmiş yapı ordu yapısıdır. Mustafa Kemal de İTC ve ordu kökenli bir subay olarak elbette asker-bürokrat merkezli bir devrime öncülük edecekti. Bunun yanında aydınlarla buluşmuş ve cumhuriyet bugün bir burjuva sınıfı oluşturmuştur. Fakat ulusalcı refleksleri darbeci geleneği bırakmamıştır.
Buna rağmen bütün Latin Amerika köleci Simon Bolivar'ı sosyalist geleneklerinin öncüsü sayabiliyorsa, bizim Atatürk'ü hayli hayli sahiplenmemiz gerekiyor.