22 Ağustos 2009 Cumartesi

işte geldik gidiyoruz...

Bir trene binmek rastgele def olup gitmek istiyorum.

Attila... bitirdin ulan beni, ulan senin bu yazmaların yok mu?
mavi bir ışık vardı işte ben onu kaybettim...

şu koca ülkede facebookta dahi 200 tanıdık çıkartabildik. millet 1000e vurdu bilen bilmeyenle dost oldu kanka çıktı. geldik gidiyoruz. hala otogarlar havaalanları büyük büyük geliyor...

Biz üç beş insanı yakın gördük kendimize onların da yağlı kazığından tattık.
Böyle padişah dostluklarımız vardı, 9 yıllık.
En canım adamlarla dahi artık ayrılık sözcükleri kurdum.
en cillop en balayı hallerinde ilişkilerin
güvensizliğimden itibar etmek istemeyişimden
seninle işim kalmayacak bir gün dedim.
koçari benim senden başka dostum yoktur bilirsin...

``sen o çocuk değilsin
sen artık çocuk değilsin´´ diyor ya attila... anla

5 Ağustos 2009 Çarşamba

gereği düşünüldü...

Yarın bilgi yarışmasına katılmam konusunda davet aldım. Reddettim... üstelik bu kesin bi farklılık olacaktı. Yine kendime ihanet ettim.

Niçe der ki, dejavu dediğimiz olay mucize değil bizim ne kadar basit ve sıradan canlılar olduğumuzun bi kanıtıdır. Her günü aynı yaşarsan, ömrünün her günü dejavu yaşarsın. Bunu yıkmak için farklılık, yaratıcılığın uyuşmayacağı, cesaretin alışkanlıklarca kırılmayacağı bir devinim gereklidir. Evren iki ruhun çarpışmasıdır, devinim ve dinginlik. Kararlılık ve değişkenlik. Bay Evet! Jim Carrey'nin oynadığı bir başyapıttır. Devinim her insanı özgürleştirir... fakat Nejat Yavaşoğullarının da dediği gibi; özgürlük emek ister. Ve özgürlük belki de her zaman canı gönülden istediğimiz ve çok da matah bi bok değildir. ama zaman zaman isteriz belki afilli olmasından.

neyse uzadı da uzadı... almanyaya gidişim 20 yıllık bi ezberin temellerini zangırtacak bir dönüşüm olacak, golf oynamam, sabahlayışlarım, farklı pozisyonlar denemek, farklı hitap şekilleri kullanmak, farklı sporlar yapmak... fakat yarışma teklifini reddetmek özgürleşme mücadelemde kendime bir ihanetim oldu. tutarlı olun, adam olun!.

3 Ağustos 2009 Pazartesi

istek üzerine

bu titan dalgasını yazdım uzamasın diye kestim. Ne alaka diyosanız... asosyal, ansiklopedi karıştıran, incir çekirdeği doldurmayan bilgi yığınını boyun damarlarını kabarta kabarta anlatan götleklerden değilim. yaşanmışlık üzerine yazdım. Yazının başında da söylediğim gibi.

çalışmanın kötü yanlarından biri toplum hafızasının benden daha diri olduğunu deneyimlemek. özellikle böyle tırış mevzularda içinde bulunduğum 90ları gençliğinde yaşamış güruh zehir gibi. 'moruk bi iş var girişte şu kadar para veriyosun iki kişi geti-' (titan mı lan?) '-riyosun amksgsagd! Bi dur lan!' diyaloğunun yaşanmışlığı üzerine yazıyorum.

ve moruk demişken, geçen yıl şirkette mavi yakalı dönemlerindeyken pano gövdelerinin arasından birbirine kablo atmıkları atıp saklanarak eğlenen insanların arasındaydım. herkesin en aşşaa 6 yaş büyük olduğu ve yarısının evli barklı hatta baba olduğu bi ortamda olmak zordur. Baba'dır bi yerde ensesine tokat atma reflekslerinizi dizginlediğiniz karşınızda duran adam. Babamın ensesine hiç tokat atmamış olmamdan ötürü deyin, içe kapanıklığımdan deyin... bir sürüncemede buldum kendimi. Neyse bu adamlar birbirlerine 'moruk!' diye hitap ettiklerimde Julles Verne yazıyordur iki satır üstümde, diye düşündüm.

Muhakkak bir mucize olmuştur, zaman makinası değilse bir düş astral bir yolculuk! ve lakin güzeldir moruk... güzeldir 90lar.

2 Ağustos 2009 Pazar

Titan Saadet Zinciri

Önce hiçlik vardı. Boşlukta derin uğultusu yankılanan bir hiçlik. Sonra hiçlikten Gaia(yer) meydana geldi. Gaia tıpkı Hz. Meryem gibi erkeğin marifeti olmadan kendi başına bir evlat peydah etti Uranus(Gökyüzü).

Yunanlı tanrıça ve tanrılar soy sop bilmediklerinden Uranus annesinden çocuk yaptı. Bu çocuklar 6sı erkek 6sı dişi olmak üzere 12 titan olarak bilinir. Bunları tek gözlü Cyclopeslar ve Yüz-Elli yaratıklar takip etti. Böylesi bir ensest ilişkinin doğurduğu evlatlar farklı düşünülemezdi tabi.Titanların en küçüğü ve en zıpçıktısı olan Cronus düvel-i muazzamayı dize getirip babasını tepeleyip evrenin hakimi oldu. Sonra kızkardeşini düdükledi. Bu ensest ilişkinin nüvelerini tek tek kesip midesine indirdi. Çünkü babasına yaptığı gibi kendi oğlunun da onu zükeceğinden korkuyordu. Kızkardeşi ve karısı Rhea bu doymak bilmez ipneden bir evladını kurtarmayı başardı sonunda. O da Olimposlu tanrıların hakimiyetini getirecek, babasına başına gelmesinden korktuğu evlat kazığını atacak Zeus. Cyclops amcalarını Tartarus hapisanesinden kurtararak desteğini alan Zeus babasını devirip 11 titan amcasıyla Tartarus'a atıyor.

Titanlar sonra Almanya'da ortaya çıkıyor. Ankara'da DATA şirketi distribitörlüğünde Türkiye'ye de yayılıyor. 97 yılında davalık olana kadar 30 bin üyeyi düdükleyerek orgazm zinciri tatmin zinciri kuruyor Kenan Şeranoğlu ve Alman müttefikleri.Geçenlerde kardeşlerimden biri bana; süper bi iş var lan; deyu böyle bir organizasyon şeması anlattığında kısa pantolonlu yıllarıma denk düşen bu benzer hikayeyi ana hatlarıyla hatırlamamış olmakla birlikte; sittir lan nası iş bu olm, diye beynim refleks gösterdi. Ben de reflekslerimin kaynaklarına dönüp biraz hatıralarımı netleştireyim dedim.

Kenan Şeranoğlu ve 12 yönetici 98 yılında 25 yıl hapse mahkum edildi. 10 yıl sonra serbest bırakıldılar. Yani 2008 yılına tekabül ediyor. Bunu öğrendiğim an dedim titanlar tartarus'tan yine çıktı yine aldık başımıza belayı.


Ha bir de mahkeme kararı belirttiğinde Kenan Şeranoğlu'nun mahkeme heyeti ve kameralara karşı söylediği söz

-Artık kına yakarsınız...

oluşu beni derin derin yarmıştır.

Unakıtan'ın yastıkaltı dövizleri ısrarla nenelerimizden istemesi, TVlerde bas bas bağırması da bu Kenan'la AKP ortaklığı konusunda beni şüphelere sevk etti.

Lan öyle dolar çıkmadı bir de böyle deneyelim denmiş olabilmesi mümkün müdür? Çünki duyduğuma göre geçen sefer giriş için Alman Markı talep eden organizasyon bu sefer Amerikan Doları istiyor. Dolar fiyatları yükselişe geçecek gibi görünüyor.

pazar

Bu haftasonu evde oturcam lan, deyip deyip evde terden yatmaktan yorulduğum baş ağrılarında müzdarip olduğum bu pazar günü,

bu uzak banyo kapısı

berhava olmuşluğum...

kitap mı okusam gitar mı çalışsam diye düşünürken bir bakıyorum tv karşısına oturmuş süper kupa maçını bekliyorum. saat 9a kadar hiçbir şey yapmayıp yatış pozisyonları keşfediyorum. başladığım her kitabı son 30 sayfasına kadar okuyup bırakıyorum. karakterimdeki bir eksiklik olduğunu düşünüp, yüreğim burkulup, sönüp kalıyorum.