Erasmus olayını birden içimde hissettim. 20 yıllık istanbul yaşantısı, üstelik yazlı kışlı geçen son 2 sene artık beni şehirden, beyoğlundan, galatadan, mecidiyeköyden, leventten, bakırköyden, sultanahmetten bıktırmıştı. dört bir yanda tüketilen icraatlar, kofti arkadaşlıklar vesair vardı.
Herkeste bir can sıkıntısı vardı, bende bir can sıkıntısı vardı.
Değişikliğe dair fikirlerim de mevcuttu. Öyle uzun uzadıya düşününce olur veremeyeceğim türden bir değişiklik. (götümün yemeyeceği) Sonra sonbaharda sınavına girdim. Zihnimi, nasıl olsa olmaz lan, diye uyuturken, bedenimi alt benliğimin arzularına koşturuyordum. Kendi kendimi aldatıyordum. İngilizce sınavı ileri ingilizce1-2 muafiyetlerinden bir seviye daha zordu. Sınavdan çıktığımda iyi bir şey yaptığımdan emindi, zihnim de öyleydi. Fakat önümde uzun bir süreç var dedim, yine uyuştum. Herkes de, iyi geçti lan, diyordu. Sonuçlar tee martta açıklandı. Unutmam için yeterli bir süre... Martta ilk belge koşuşturmaları da başladı. Şimdi üzerinden çok geçti fakat, başlangıç hiçbir şey. O zaman bilmiyordum.
Erasmus alt-benliğimin kurduğu bir tuzaktı. Ben şimdi bu yüzden, her şey birdenbire gelişiverdi demek durumundayım.
Herşey sürpriz oldu.
Ey Erasmus'u düşleyen arkadaş!
Bil ki bu eğlence, turist, interracial fantaziler vaad eden hayal için uzun ve meşakkatli bir yol seni bekliyor. Güzel insanlar, gözünde canlanan Avrupai rahatlık kaliteli yaşam yolunda önüne pek çok bürokrat, bir yığın memur, senin hayallerinden çok çok uzak bir sürü insanla muhattap oluyorsun.
Devlet dairelerimizde çalışan memurların adı çıkmış, bana çok kolaylık sağladılar...
devamı sonra.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder